Başkan         
  Danışma Kurulu         
    HAKKIMIZDA
  Sempozyum Hakkında
  Amaç
  Önemi
  İşleniş Biçimi       
    GENEL BİLGİ
  Program
  Katılım
  Davet Metni
  Konaklama
  Tarih ve Yer        
    
    SONUÇ BİLDİRGESİ
 
  GALERİ       
  SİNEVİZYON       
     
.


ULUSLARARASI GÖÇ ve KADIN SEMPOZYUMU 
HAKKINDA


Bugün dünyada yüzelli milyonun üzerinde insanın vatandaşı oldukları ülkeler dışında, yasal ya da yasadışı göçmen işçi, mülteci veya sığınmacı olarak yaşadıkları, bu rakamın dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 2’sini oluşturduğunu anımsadığımızda sempozyum bünyesinde tüm boyutlarıyla tartışmaya açacağımız sorunun boyutu daha da belirginleşmiş olur.

Küreselleşmenin yarattığı ortam içinde, günümüzdeki göç hareketlerinin en önemli özelliklerinden biri, göçün, bireysel tercihler sonucu ortaya çıkmaktan çok, adeta bir zorunluluk olarak ortaya çıkmakta olmasıdır. Bu anlamda, göç akımları her geçen gün artmakta, göç sonucu ortaya çıkan bazı olumsuz etkilerden ise, bir risk grubu olarak kadınlar öncelikli olarak etkilenmektedir... Göç ve Kadın Sempozyumu boyunca kadınların ve dolayısıyla çocukların göç olgusundan niçin çokça etkilendiklerini ve bu etkileşimin olumlu sonuçlar doğurabilmesi ve uluslararası anlamda etkin bir kamuoyu oluşturması için kısa vadeli çözüm yolları arayacağız...

2005 yılı Uluslararası Göç Örgütü’(IOM)nün göç raporuna göre, uluslararası göçmenler, başta ABD olmak üzere Kuzey Amerika ülkeleri, Avrupa ülkeleri ve Avustralya gibi, dünyanın belli başlı az sayıda gelişmiş ülkesinde yoğunlaşmaktadır. BM verilerine göre, 2000 yılında dünyada 175 milyon uluslararası göçmen bulunmaktadır. 1960 yılında, dünyada 76 milyon göçmen olduğu göz önüne alındığında, 40 yıllık dönemde, dünyadaki göçmen sayısının neredeyse üç kat arttığı görülmektedir. Söz konusu dönem içerisindeki en büyük artış ise, 1990-2000 yılları arasında, Doğu Bloku’nun çökmesi ile birlikte, piyasa ekonomisine geçiş sürecinin yarattığı ekonomik, sosyal ve politik sıkıntılar sonucu, doğu-batı atılımlı göç hareketlerinde yaşanan artıştır. 1970-1980 yılları arasında, uluslararası göçmen sayısı 18 milyon kişi artarken, 1990-2000 yılları arasındaki artış 21 milyon olarak gerçekleşmiştir(IOM,2005:380). Küreselleşme ile birlikte, uluslararası göç akımlarında yeni hedef bölgeler de ortaya çıkmakta, özellikle finans, turizm akımlarındaki hareketliliğe bağlı olarak, Güney ve Güneydoğu Asya ülkeleri de, dışarıdan göçmen işgücü çeken bölgeler halini almaktadır. Cinsiyet açısından bakıldığında ise, kadınlar uluslararası göçmenlerin yarısını oluşturmaktadır(IOM, 2005:380-381).

Dünya genelinde son tahminlere göre, 25 milyon kişinin zorla yerlerinden edildiği ve bunların %70’nin kadınlardan oluştuğu görülmektedir. İnsan ticaretine en fazla konu olan kadınların sayısının sadece AB ülkelerinde, 500.000 olduğu, bunun 300.000’in, ya transit ya da köken olarak Eski Doğu Bloku ülkelerinden geldiği belirtilmektedir.

Aşağıda; kadınların göçe zorlanma sebepleri, göç edilen mekanla etkileşimde erkeklerden farklı olarak yaşadıkları şeyler ve kadın mültecilerle ilgili meseleyi açıklayıcı yorumlar, BMMYK’nin mülteciler ve özelde kadın mültecilerle ilgili verdiği bazı istatistikler hakkında kısa bilgiler bulacaksınız...

KADINLARA ÖZGÜ GÖÇ NEDENLERİ

Göç nedenleri açısından bağlantılı göç kadınlara özgü bir göç nedeni. Bağlantılı göç, ailenin herhangi bir nedenle(iş bulmak, iş tayini vs.) göç eden erkek üyelerini takip eden kadınların hareketini tanımlayan bir olgu. Burada kadının birey olarak bağımsız bir göç kararından ziyade aile içindeki konumuna (eş, anne, kız çocuk) bağlı olarak yeni bir mekana taşınması söz konusu.

Aynı bağlamda yine kadınlara özgü başka bir göç nedeni olan “evlilik göçü”nü ele almak mümkün. Burada kadının kendi isteğinden ziyade, evleneceği erkeğin yaşadığı mekana hareketi söz konudur. Her iki göç tipinde de göçe neden olan sebeplerin kendilerinden bağımsız olarak yanında ya da peşinde gittikleri erkeklerin isteklerine göre olduğu açıktır.

Bu iki göç tipi kadınlar açısından önemli birer göç nedeni olsa da, kendi istekleriyle yaptıkları göç hareketleri de yok değildir. Örneğin yalnızca kadınlara açık iş olanakları (hizmetçi veya seks işçisi olarak) nedeniyle ekonomik göç ya da farklı olarak siyasi göç ve mülteci göçü çerçevesinde kadınların ailenin erkek bireylerinden bağımsız olarak hareketi de söz konusudur.

GÖÇ EDİLEN MEKANLA ETKİLEŞİMDE CİNSİYET FARKLILIKLARI

Çeşitli çalışmalara göçün etkileri ve göç edilen mekanla olan etkileşim açısından da cinsiyet farklılıklarına işaret ediyor. Örneğin “ev kadınlaşma” süreci göçün yalnızca kadınlara özgü bir etkisi. Bu noktada akla gelen ilk örnek Almanya örneği...  Erkeklere oranla iş gücü piyasalarına katılımlarının ve yabancı kültür ortamlarına adaptasyonlarının daha zor olması sebebiyle  kadınların, ev kadını rolünün eskisine oranla daha çabuk ve kolaylıkla benimsedikleri gözlenmektedir...
Türkiye’de ise Doğu şehirlerinden Batı’ya yapılan göçlerde, kadının çalışması “uygun” görülmediği için ev kadını rolü rahatlıkla benimsenmiştir..

Yukarda saydıklarımızın tam tersi örneklere de rastlamak mümkün.. Kadınların erkeklerden bağımsız olarak yaptığı göçlerde daha çabuk iş hayatına katılabildikleri de görülebiliyor.

Göç ister ekonomik, ister zorunlu nedenlerle gerçekleşmiş olsun, göç edilen mekanla olan etkileşimde erkeklerin ve kadınların genellikle farklı deneyimleri oluyor. Göç etmiş olan erkeklerin yaşadıkları sorunlar ekonomik sıkıntılar  veya toplumsal statü ile bağlantılıyken; kadınlarınki ise genellikle aile içi meselelerden dolayı oluyor.

İÇ GÖÇ VE KADINLAR

Göç edilen yerdeki toplumun kadınlara sunduğu kaynaklar ya da getirdiği kısıtlamalar açısından, zorunlu göçün kadınlar ve erkekler üzerinde farklı yansımaları olabiliyor. Örneğin; Filistin’den dünyanın değişik ülkelerine göç eden kadınların veya erkelerin iyi mesleklere sahip olmalarına rağmen kültürel, dini farklılıklardan dolayı iş hayatına katılamadıkları gözlemlenmekte..
1990’lı yıllarda Türkiye’deki iç göçün son 40 yılda gözlemlenen nüfus hareketinden çok farklı bir yapı kazandığını görüyoruz. Buna en güzel örnek Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan “güvenlik” amaçlı yapılan göçler ve bölge içerisinde GAP gibi projelerle yaratılan yeni iş imkanları nedeniyle yapılan göçler.. Bu göç şeklinden de özellikle kadınlar son derecede etkileniyor..

KADIN MÜLTECİLER

Dünyanın her yerinde neredeyse aynı yoğunlukta kadınlara yönelik şiddet uygulamaları görülmekte ve kadınların maruz kaldıkları şiddet önemli bir sorun niteliğini taşımaktadır. Kadınlara yönelik şiddetin daha çok toplumsal cinsiyete dayalı olduğu görülmektedir. Uluslararası Af Örgütünün (UAÖ) verilerine göre 15-40 yaş arası birçok kadın kanser, trafik kazası, sıtma yerine toplumsal cinsiyete dayalı şiddet yüzünden ölmekte yada yaralanmaktadır. Uluslararası Af Örgütü, her 3 kadından birinin yaşamı boyunca dövüldüğünü, cinsel ilişkiye zorlandığını yada taciz edildiğini bildirmektedir. Tüm dünyada kadın cinayetlerinin %70’i eşleri tarafından yapılmaktadır.
Afrika’da yoğun olarak kadın sünneti uygulamalarının olduğu bilinmektedir. Kadın sünneti,  bu uygulamanın olduğu toplumlarda, kadınların toplum tarafından dışlanmamaları ve baskıya uğramamaları için bir gereklilik olarak düşünülmektedir.  90 milyondan fazla Afrikalı kadın, kadın sünneti mağdurudur.
Silahlı çatışmalarda, savaşlarda, kadınların şiddete daha fazla maruz kaldığı ve tarafların üstünlük kurmak amacıyla kadınlara yönelik kabul edilemez baskılar uyguladıkları bilinmektedir. Birleşmiş Milletlerin verilerine göre; her yıl iki milyon kadın ve kız çocuğunun ticareti yapılmakta, 60 milyon kız çocuğu kürtaj, bebek katli ve ihmal sonucu kayıp durumdadır. Sadece Bosna savaşı sırasında 20.000 Müslüman kadın ve Ruanda soykırımı sırasında 500.000 kadın tecavüze uğramıştır.
Kadınlara yönelik şiddetin yoğun olması ve bazı devletlerin kadınların insan haklarını korumada isteksiz olması, korumaması, savaş ve şiddet olayları dünyadaki kadın mülteci sayısının fazla olmasına neden olmuştur. Dünyadaki mülteci nüfusunun %70’ini kadınlar ve çocuklar oluşturmaktadır.
Mülteci kadınlar sığınma öncesi, sığınma arama sırasında ve sığınma ülkesinde cinsiyete dayalı şiddete maruz kalmaktadır. Bu sebepten ötürü kadınların durumu hassastır ve özel korumaya en azından sığınma ülkesinde mevcut haklardan eşit bir biçimde yararlanmaya ihtiyaç duyarlar. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti engellemek için mülteci kadınlara 4 taahhütte bulunmaktadır. Bunlar;

         mülteci kadınlara karşı şiddeti ve aile içi şiddeti ele almak üzere ülke seviyesinde stratejiler geliştirmek,
          mülteci kadın ve erkeklere kayıt süresince eşit katılım hakkı tanımak,
         tüm yönetim komitelerinde ve diğer organlarda mültecileri kentte, kırsal bölgelerde ve kamp alanlarında BMMYK’ya karşı temsil eden mültecilerin %50’sininn kadın olmasını sağlamak ve
          mülteci kadınların gıda ve gıda dışı malzeme dağıtımına doğrudan veya dolaylı katılımını sağlamak ve böylece bu malzemelerin kadın üyeleri tarafından yapılmasını sağlamak
Göç ve Kadın Sempozyumu bünyesinde Kadın Mültecilerle alakalı olarak özel bir oturum açacak ve dünyanın bu sürekli kanamakta olan meselesine uzman konuklarımızın çözüm yolları getirebilmesi ve etkin bir kamuoyu oluşturabilmesi için elimizden geleni yapmaya çalışacağız.. Şimdi de Türkiye’deki duruma kısaca bir bakalım..
Türkiye’de Durum
Türkiye’deki sığınmacıların büyük bir kısmını kadın ve çocuk sığınmacılar oluşturmaktadır. Kadın sığınmacılar, bazen eşleri ve/veya çocuklarıyla bazen de yalnız olarak sığınma aramaktadırlar. Sığınmacı kadınlar hassas ve risklere açık oldukları için korunmaya, daha doğrusu barınma ve ekonomik sıkıntıları aşabilmek, geçimlerini sağlayabilmek için desteğe ihtiyaç duyarlar. Türkiye’de ne yazık ki sığınmacı kadınlara yönelik ne eşleri ve/veya çocuklarıyla gelme durumlarında nede yalnız gelmeleri durumunda herhangi bir hizmet sunulmamaktadır. Sığınmacı kadınlar Türkiye’ye gelmelerinden itibaren kendi imkanlarıyla tehlikelere karşı koymak barınma, beslenme gibi ekonomi temelli sorunlarla başa çıkmak zorunda kalmaktadırlar. Oysa ülkelerinden kaçmalarından ötürü sığınmacı kadınların durumu hassas olabilmekte ve Türkiye’de tehlikelere açık konumda bırakılmaları yaşamlarında kalıcı sorunlara neden olabilmektedir.

BMMYK neredeyse her yıl mültecilerle ilgili genel istatistikler vererek dünyanın dikkatini bu meseleye çekmeye çalışıyor. Özellikle; kadınların nerede durduğunu anlayabilmemiz ve problemin nerelere vardığını daha net görebilmemiz için bu istatistikleri bilginize sunuyoruz..

 

Mültecilerle İlgili İstatistikler

    • 2001 yılının başında BMMYK'nın ilgi alanına giren insanların sayısı 21.1 milyondu.
    • Bu gruba, 12.1 milyon mülteci (%57), 0.9 milyon sığınmacı (%4), 0.8 milyon geri dönen mülteci (%4), 5.3 milyon ülkesinde yerinden edilmiş BMMYK kapsamına giren insan (%25), 0.4 milyon geri dönen ÜYE (%2) ve 1.7 milyon diğer ilgi alanına giren insanlar (%8) dahildir.
    • 2000 yılında dünyadaki mülteci nüfusu %4 artarak 12.1 milyona ulaşmıştır.
    • 2000 sonu itibariyle, Asya en büyük mülteci nüfusuna ev sahibi yapmakta (%44.3), Afrika (%29.7), Avrupa (%19.9), Kuzey Amerika (%5.2), Okyanusya (%0.6) ve Latin Amerika ve Karayipler (%0.3) bunu izlemektedir.
    • BMMYK'nın ilgi alanına giren kişilerin tümü alındığında, bu sayılar Asya'da %40.4, Avrupa'da %26.7, Afrika %25.3, Kuzey Amerika'da %4.9, Latin Amerika ve Karayipler %2.7 ve Okyanusya'da %0.4 olarak gerçekleşmektedir.
    • 2000 yılında tahminen 800,000 mülteci memleketlerine dönüş yaptılar, bu sayı, 1999'da geri dönüş yapan 800,000 Kosovalı dahil 1.6 milyon mültecinin yarısıdır. 2000 yılında, BMMYK'nın destek verdiği 40,000 mülteci dahil yaklaşık 97,000 mülteci ilk sığınma ülkelerinden üçüncü bir ülkeye yerleştirilmiştir. Bu sayı örgüte ait 1999 değerindeki %37'lik artışı göstermektedir.
    • Genel olarak, BMMYK'nın ilgi alanına giren nüfusun %50'sini kadınlar oluşturmaktadır. 60 ve üzeri yaş grubunda kadınların oranı ise, daha uzun ömür beklentisini doğrulayacak şekilde %55'tir.
    • Elde olan bilgilere ait nüfusun tahminen %50'si 18 yaşın, %15'i ise beş yaşın altındadır. Yaklaşık %8'i ise 60 ve üzeri yaş grubundadır.
    • En çok sanayileşmiş 39 ülkede yapılan sığınma başvuruları, 1999'da 648,300 iken, 2000 yılında %3'lük bir düşüşle 629,800'e gerilemiştir. 2000 yılında alınan sığınma kararlarının %18'i mülteci statüsü verilmesi ile neticelenmiş, %15'i ise insanı sebeplerle oturma izni verilmesiyle sonuçlanmıştır.
    • 2000 yılında ulusal nüfusun büyüklüğüne oranla mülteci nüfusunun en yüksek olduğu ülke, 1,000 kişi başına 80 mülteci ile Ermenistan'dır. Bunu 1,000 kişiye 59 mülteci ile Gine, 46 mülteci ile Yugoslavya ve 43 mülteci ile Kongo izlemektedir.




.
. .

.
YER: Novotel İstanbul      Kenedy Cd. No 56 Zeytinburnu Sahil Yolu  +90 212 414 36 00 – +90 212 414 36 36 
www.gocvekadin.org               goc@gocvekadin.org
.